Evlilik Terapisi

/Evlilik Terapisi
Evlilik Terapisi 2018-08-02T15:34:45+00:00

Evlilik Terapisi Uzmanlarımız

Prof.Dr. İlkay Kasatura
Prof.Dr. İlkay KasaturaKlinik Psikolog ve Psikoterapist
Evlilik Terapisti
Banu Bostancı
Banu BostancıUzman Klinik Psikolog
Evlilik Terapisti
Dr.Gizem Akçan
Dr.Gizem AkçanKlinik Psikolog
Evlilik Terapisti

Evlilik/Çift Terapileri ve Evlilik/Çift Terapistlerimiz ile İlgili Sorularınızı Cevaplayalım!

evlilik terapisti

Evlilik terapisi nde  temel amaç; tüm çabaya ve iyi niyete rağmen ilişkide pürüzler yaşayan evli çiftleri işlevsel bir iletişim sürecine hazırlamaktır. Çiftlerin iletişim kopukluklarının onarılması ve ilişkilere yepyeni boyutlar kazandırmak, evlilik bağını güçlendirmekte ve beslemektedir.

Evlilik terapisi; kaygı odağı haline gelebilen fiziksel, ruhsal, toplumsal ve ekonomik stres faktörlerini hedef almaktadır. Tüm bu kategoriler, kişilerin sağladığı bilgilenme düzeyine göre değişkenlik gösterir. Peki bu değişkenlik nasıl sonuçlar yaratır? Birlikte karara varmak ne derece önemlidir? Görüş ayrılıklarının ilişkideki etkisi nasıl olmalıdır? Evlilik, kadınlar için geçerli yegane meslek olarak mı algılanmaktadır? Yoksa ayrılma olanağı daima göz önünde bulundurulması gereken bir seçenek olarak mı görülmelidir? Modern yaşamın çelişkileri arasında bocalayan eşlerin birbirlerine olan ilgisi ve sevgisi onlara ne ölçüde yardımcı olmaktadır?

Evlilik terapisi, tüm çabalarına ve iyi niyetlerine rağmen ilişkilerinde pürüzler yaşayan çiftlere işlevsel bir iletişim süreci kazandırır. Yalnızca evlilik ilişkisini değil bireysel ruh sağlığını da onaran bu destek, ilişkileri canlandırmaktadır. İletişimin gücünün farkına varan çiftler çok daha akılcı, huzurlu ve başarılı bir ilişki sürdürmektedir.

Evlilik terapisi, bireyleri birbirlerine ulaştıran sağlam bir iletişim köprüsü inşa etmektedir…

Evlilik/Çift Terapileri ve Evlilik/Çift Terapistlerimiz ile İlgili Sorularınızı Cevaplayalım!


Pek çok toplumda evliliğe karşı gösterilen tutum, içeriğinde toplumsal koşullanmaları ve bireysel özellikleri barındırmaktadır. Kişilik yapısının oluşması ise, genetik yapı ve değişen çevresel faktörlerin etkileşimi ile sağlanır. İnsan doğası, kendisi için önemli sayılan olayları bireysel olarak algılamaya yatkındır. Bu da herkesin evlilik kavramını farklı ve öznel olarak değerlendirmesine, dolayısıyla da evlilik kurumuna kişisel farklılıkların yansımasına neden olmaktadır.

Toplumlar arası iletişimin gelişmesi, beraberinde bireylerin farklı toplumlardan edindiği örnekleri de etkilemektedir. Ancak geleneksel değerlerin baskın olduğu durumlarda, birey evliliğindeki uyumsuzluklarla ilgili psikolojik silkinme becerisini ortaya koyamamaktadır. Bunun nedeni bireysel özelliklerin nispeten toplumsal alışkanlıkların gerisinde kalmasıdır.

Elbette ki kadın ve erkek yoğun mutsuzluk hâlinde bile, gerekli aşamalardan geçerek zorlu koşullar altında yaşama kabiliyetine sahiptir.

Fakat hiçbir süreç, kişinin evlilikte benliğini eritmesine ve kendisine olan saygısını yitirmesine neden olmamalıdır. Verilen tüm kararlar özgürlük dahilinde ve sonuçlarını göğüsleyebilme hissiyatıyla donatılmış olmalıdır.

Karar verme yetisi, insan olma ve güçsüzlüğünün farkına varma bilinciyle alakalıdır. Bu farkına varış ise beraberinde bazı sorunlar doğurmaktadır.

Geleneksel cinsiyet rollerinin sağlam biçimde benimsendiği toplumlarda kişisel kaygı oranı düşüktür. Kadın ve erkek, kendi standartlarını kendileri oluşturmaya ve kendi ölçülerini yapılandırmaya meyillidir. Ancak bunun sonucunda kişisel kaygı ve sorumlulukların yarattığı endişe de bir çığ gibi giderek büyüyecektir.

Yaşanan, duyulan ve hissedilen şeyleri en iyi yargılama becerisi kişinin kendisine aittir. Bu tür davranışlarda (kişilik ve davranış bozukluğu sonucu doğan davranışlar hariç) dünya üzerindeki insan sayısı kadar farklı değerler ve ölçütlere rastlamak mümkündür. Kültürel etkileşimler kişilerin alışkanlıklarında, beklentilerinde ve ilişkilerinde farklılıklar gelişmesine sebep olmaktadır. Fakat iki karşı cinsin mutlu bir beraberlik kurmasının zeminindeki en önemli etken; birbirlerine karşı tamamen açık olmaları ve bütün düşüncelerini, korkularını, iyiliklerini paylaşabilmeleridir.

Evlilik terapisi; kaygı odağı haline gelebilen fiziksel, ruhsal, toplumsal ve ekonomik stres faktörlerini hedef almaktadır. Tüm bu kategoriler, kişilerin sağladığı bilgilenme düzeyine göre değişkenlik gösterir. Peki bu değişkenlik nasıl sonuçlar yaratır? Birlikte karara varmak ne derece önemlidir? Görüş ayrılıklarının ilişkideki etkisi nasıl olmalıdır? Evlilik, kadınlar için geçerli yegane meslek olarak mı algılanmaktadır? Yoksa ayrılma olanağı daima göz önünde bulundurulması gereken bir seçenek olarak mı görülmelidir? Modern yaşamın çelişkileri arasında bocalayan eşlerin birbirlerine olan ilgisi ve sevgisi onlara ne ölçüde yardımcı olmaktadır?

Toplumlar arası etkileşimin artması, kişileri davranışları ve duyguları üzerinde sorgulayıcı bir tavır ile düşünmeye itmektedir. Sağlık kapsamında söylenebilecek en önemli şey ise, iki kişinin yaptıkları ve hissettikleri şeylerde hiçbir standartın olmayacağıdır. Normal kavramının sınırları; yalnızca toplumlara göre değil, o toplumlarda yetişen bireylerin barındırdığı kişisel özelliklere ve çevresel koşullara bağlı olarak şekillenmektedir. Teoriler doğru diyalog kurma biçimini belirleyemez. Bu sebepten kişiler zeka, duygu ve önsezi aracılığıyla doğru yönü bulma gayretini göstermelidir.

Bireyler zaman zaman duygusal bocalamalarının davranışlarını etkilediğini, geleneksel bağlardan kopulduğu için oluşan yol belirsizliğinin yarattığı kaygıyı ve daha pek çok endişeyi hissedebilirler. Kaygı daima bulaşıcıdır ve kadın ya da erkek muhakkak kaygısını karşıdakine yansıtacaktır. Tatminsiz ve huzursuz yaşamlarının üzerini yapay mizansenler ile örteceklerdir. Ya da en olumsuz ihtimalle mutluluğu dışarıda arama yolunu seçeceklerdir. Peki bu nasıl engellenebilir? Bireyler farklı istasyonlardan yayın yaparlarken, birbirlerini duymaları mümkün müdür?

Aslında cevap, aynı dalga uzunluklarını sağlayabilecek bir iletişimdir…

Evlilik terapisi, tüm çabalarına ve iyi niyetlerine rağmen ilişkilerinde pürüzler yaşayan çiftlere işlevsel bir iletişim süreci kazandırır. Yalnızca evlilik ilişkisini değil bireysel ruh sağlığını da onaran bu destek, ilişkileri canlandırmaktadır. İletişimin gücünün farkına varan çiftler çok daha akılcı, huzurlu ve başarılı bir ilişki sürdürmektedir.

Evlilik terapisi, bireyleri birbirlerine ulaştıran sağlam bir iletişim köprüsü inşa etmektedir…

Evlilik (Çift) Terapileri Sık Sorulan Sorular 

Çift terapisine başvurabilmek için eşler evlilikteki uyumsuzluk sorununu çözmeye istekli olmalıdır. Çiftlerin her ikisi de çift terapisinde sorumluluklarının bulunduğunu kabul etmelidir. Ele alınacak sorunlarda terapistle görüş birliğinde gelişim ve değişime istekli olmalıdır.

Bireyler, evlilik sürecine kişisel geçmişlerini de taşıyarak başlarlar. Geçmişinde kaygı, depresyon, nevrotik savunmalar olan bir bireyin bu kişilik özelliklerinden kurtulmadan evliliğe adım atması anlaşmazlıkların ortaya çıkmasında kaçınılmaz bir sonuçtur. Bu özelliklerin evliliğe yansıyarak uyumsuzluk yaşatmasını beklemek yerine, bu özelliklerin olumlu bir yöne doğru değişime uğraması psikoterapi ile mümkündür. Psikoterapi nedenlerinin farkına bile varılmayan kişilik ve davranış özelliklerini istenilen doğrultuda değiştirerek bireylerin mutluluğunu hazırlar.

İki taraf da (eşler) değişmek ve gelişmek, istenilen mutluluğa ulaşabilmek amacı ile gelmişlerse sorunların kaynağına inilebilir. Mutlaka bir başarıya ulaşılabilir. Ancak evlilik terapisinde istenilen çözüm her zaman evliliği devam ettirmek şeklinde olmayabilir. Aile içinde duygusal boşanma çok öncelerden gerçekleştiği halde, eşler yasal boşanmayı kendi nevrotik tutumları yüzünden gerçekleştirmezler. Bitmiş bir evlilikte, birbirlerinden kurtulmak yerine birbirlerini yıpratmayı seçmiş olabilirler. Bu durumda, özünde bitmiş olan evliliği sonlandırmaya yardımcı olunmalıdır

Birçok uzman, evlilik terapisi ile, aile terapisini belirli psikolojik terapilerin uygulandığı benzer bir yaklaşım olarak değerlendirir. Çift terapisi, aile terapilerinden önce uygulanmaya başlamıştır. Ve eşlerin sorunlarına daha derinlemesine odaklanır. Aile terapileri ise, genelde ana, baba çocuk üçgeninin oluşturduğu bir grupta, aile sistemini incelemeye yöneliktir. Sistemin bir tarafında ortaya çıkan sorun, bütün sistemi etkiler. Anne babanın çocukları için ilk sosyal modeller olduğu görüşünden yola çıkarsak, anne babanın bireysel sorunları, çocuğu doğrudan etkiler. Örneğin babanın içki sorunu, annenin agresif davranışları, çocuklarında da bazı heyecan ve davranış sorunlarına yol açabilir. İçine kapanmak, çevre ile uyumsuz davranışlar, eğitim başarısızlığı, asi davranışlar gibi… Anne babanın uyumsuzluk nedeni ile psikolojik danışma için getirdikleri bir çocuk için, yapılması gereken önce aileyi bir arada görerek, iletişim ve etkileşim biçimleri hakkında bir fikre sahip olmaktır. Aile işlevselliği üzerine odaklanan çalışmalardan çıkarılabilecek ortak sonuçlar:

  1. Aile sisteminde kuşaktan kuşağa geçen kalıplar, aileyi oluşturan bireylerin davranışlarını da şekillendirir.
  2. Bir ailenin yapısı ve organizasyonu, aile bireylerinin davranışlarını da belirleyen önemli faktörlerdir.

Psikoterapi birkaç seans ile istenilen değişimi sağlayamaz. Süresi en az üç aydır ve seanslar düzenli uygulanmalıdır. Ancak her çift ve ihtiyaç için süre değişebilir.

Bireyler ilişkide istenilen noktaya gelseler bile daha seyrek olarak pekiştirme seanslarının devam etmesi, etkileşimi sağlamlaştırır.

Psikoterapi sihirli bir değnek değildir.Yaşamınızdaki olumsuzlukları ortadan kaldıramaz. Ancak olumsuz olarak nitelediğiniz faktörlere karşı olumlu ve yapıcı bir bakış açıcı geliştirerek sorunlarla başia çıkmanızda yardımcı olur. Stres ve depresyon içindeki birçok kişi, yeni ve yapıcı olan yolları denemeye başladıklarında, psikolojik sorunlarından kurtulabilirler. Bunun için sorunlarına tarafsız bir gözle bakabilen psikoterapistin yönlendirmesi gerekir.

Aile sorunlarının çözülmesinde, işlevselliği olan ailelerin daha başarılı, işlevselliği zayıf olan ailelerin ise başarısız oldukları görülmektedir. Aile sorunlarını, para, yiyecek, barınak temini gibi temel sorunlarla, öfke ve kaygı-depresyon, uyum sağlayamama gibi heyecan durumları olmak üzere iki ana grupta toplayabiliriz. Temel sorunlarını halletmemiş ailelerin duygusal sorunları ile başa çıkabilmeleri güçtür.

Belirli bir uyarıcıya karşı en uygun yerinde tepki gösterebilme yeteneği, aile içinde öğrenilir. Aile, toplumun en küçük birimi olarak, kişilik yapılanmamızda çok önemli bir yere sahiptir. Bireylerin bedensel ve psikolojik sağlıklarının yerinde olması ve yaşamdan doyum sağlayacak kişiler olarak yetişebilmeleri, geniş ölçüde aile işlevlerinin sağlıklı olup olmadığına bağlıdır.

Aile içi etkileşimi ve kişilik gelişimini çok etkileyen işlevleri, kısaca şöyle özetleyebiliriz:

  • Aile bireyleri, bir arada olmaktan hoşlanırlar.
  • Birbirleriyle iletişimleri iyidir.
  • Birbirlerinden farklı da düşünseler, bunu paylaşabilirler ve birbirlerinin düşünce ve davranışlarına saygı duyarlar.
  •  Özünde sevgi ve saygı olan bir dayanışma içindedirler.
  • Ailenin sorunlu dönemlerinde (işsizlik, başarısızlık, mutsuzluk, hastalık) problemi tanıyarak, çözümleri birlikte geliştirebilirler. Birbirlerine destek verirler.
  • Yeniliklere uyum sağlarlar.

İşlevselliği olmayan ailelerde ise:

  • Ailede herkes yalnızdır. Duygusal sorunlarını birbirlerinden saklarlar.
  • Aile bireyleri, kendilerini oldukları gibi göstermek yerine duruma göre zayıf veya güçlü göstererek, bir görünüşün arkasına saklanırlar.
  • Duygu ve düşüncelerini birbirleriyle paylaşmazlar.
  • Birbirlerinin psikolojik ihtiyaçlarından habersizdirler.

İletişim yanlışları ve eksikliklerine bağlanan bu durumlar, aile terapisi ile çözülebilir mi?

İletişimin önce ailede öğrenildiğini söylemiştik. Eğer aile bireyleri, yolunda gitmeyen şeylerin farkına vararak, düzeltmek istiyorlarsa, onları bu konuda yönlendirerek bilinç kazanmalarını sağlayabiliriz. Ve yeni bir bakış açısı kazandırarak, yeni bir yapılanma oluşturabiliriz.

Yüzde yüz başarı, hiçbir tedavi şekli için söz konusu değildir. Tedavi başarısı önce tedavi motivasyonuna, sonra da terapistin göstereceği yönergelere uyum sağlayabilme çabasına bağlıdır. Örneğin, eşinin veya çocuğunun psikolojik sorunları için başvuran kişi, problemin sahibidir. Bu problemin oluşmasında eşi ve çocuğunun da mutlaka payı vardır. Ancak onlar, işbirliği ve dayanışma sorumluluğundan kaçarak, probleme bir günah keçisi arıyorlarsa, işbirliğinin olmadığı bir aile terapisi düşünülemez. Sadece, problemin çözümü için başvuran kişiye yeni bir görüş açısı kazandırılabilir. Bireysel olarak kendisini daha güçlü hissetmesi sağlanabilir.

Çift terapisinde amaç iki kişi arasındaki iletişimi ve ilişkiyi geliştirmektir. İki kişilik bu durumun en etkin şekilde iyileşebilmesi için seanslara iki partnerin de katılımı önem taşımaktadır. Terapist gerektiği noktada partnerlerden birinin diğerinden daha fazla olmaması şartıyla birebir de görüşmeler gerçekleştirebilir.

Çiftlerin beraber çıkacakları evlilik yolculuğu öncesi sağlam iletişim temelleri atabilmeleri ve birbirlerini tam anlamıyla tanıyarak kabul etmeleri için evlilik öncesi danışmanlık almaları fayda sağlamaktadır. Böylelikle sorunlar ortaya çıkmadan engellenebilir ve işlevsel aile temelleri sağlamlaştırılabilir.

Terapi sürecinizin etkin sonuç vermesi için haftalık düzenli olarak seansları takip etmeniz önem taşımaktadır. İlerleyen süreçlerde terapistinizin yönlendirmesi ile seans sıklığında artma veya azalma planlanabilir.

BİZE ULAŞIN




Kitap Önerisi

es_secimi

Evlilik Terapileri ile İlgili Blog Yazılarımız

Boşanmanın Çocuklar Üzerindeki Etkileri

Boşanma, bütün çocuklar için üzüntü yaratan bir deneyimdir. Çocuğun hangi gelişim döneminde olduğu, çevresine uyumu, anne babanın diğer insanlarla ilişkileri, boşanmadan sonra çocuğa davranışları, çocuğun boşanma olayına vereceği tepkiyi şekillendirir. İlkokul öncesi çocuklarda, anne veya [...]

By | 24 Ekim 2016|Categories: Aile Terapileri, Evlilik Terapileri|Boşanmanın Çocuklar Üzerindeki Etkileri için yorumlar kapalı

İlk Çocuğun Doğuşu İle Aile İçi İletişim

İLK ÇOCUK, EVLİLİĞİN DENGESİNİ NASIL DEĞİŞTİRİR? Karı koca arasındaki iletişim sorunları evlilik terapilerinde ele alinirken, birinci çocuğun doğumuyla eş ilişkisi, aile ilişkisine döner. Evlilik öncesi sorunları çözmeden evliliğe adım atan eşler, bu sorunları evliliğe de [...]

By | 16 Ekim 2016|Categories: Aile Terapileri, Evlilik Terapileri|Tags: , , |İlk Çocuğun Doğuşu İle Aile İçi İletişim için yorumlar kapalı

Evlilik – Güç Çatışmaları ve Psikoterapi

Evliliğin ilk yıllarında eşlerin birbirlerine duyduğu sevgi, güven, bağlılık ve paylaşım normal koşullarda geçmişin bir uzantısı olarak devam eder. Evlilik ilişkisinden bir şeyler umarak gerçekleştirilen yanlış evliliklerde ise ilişkiler çok mesafeli veya kendisi gibi düşünüp [...]

By | 14 Haziran 2016|Categories: Aile Terapileri, Evlilik Terapileri, Genel, Uygulamalar|Evlilik – Güç Çatışmaları ve Psikoterapi için yorumlar kapalı

Evlilik/Çift Terapileri ve Evlilik/Çift Terapistlerimiz ile İlgili Sorularınızı Cevaplayalım!

Psikoterapiye başlamadan önce mutlaka

Terapi alacağınız kişinin asgari düzeyde;

 

1)lisans bilgilerini

2)yüksek Lisans bilgilerini

3)varsa doktora bilgilerini

4)deneyiminin hangi alanda olduğunu araştırın! 

 

 

Psikoloji/Psikiyatri eğitimi almamış kişilerin psikoterapi verme yetki ve yetkinlikleri yoktur! 

 


Evlilik Terapisi!

Evlilik terapisi, alanında uzman ve deneyimli psikologlar tarafından çok yönlü olarak ele alınmalıdır.

Sizinle en kısa sürede 

iletişim kuracağız.

Teşekkürler!